Çağdaş ceza hukuklarında iki temel eğilim vardır: (1) Liberallik ve (2) Otoriterlik.

Ceza hukukunda liberallik eğilimi, sosyal hayata ceza yaptırımlarıyla müdahalenin ancak zorunlu olduğu hallerde kabul edilmesini; maddi ve özellikle usule ilişkin ceza hukukunun görevinin bir yandan insan hak ve hürriyetlerini korumak bir yandan da sosyal savunmayı uyumlu bir şekilde sağlamak ve uzlaştırmak olmasını ve bu bakımdan, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin vazgeçilmez bir ceza hukuku ilkesi olarak benimsenmesini ifade eder. İnsan hak ve hürriyetlerinin korunması ile sosyal savunma zorunlulukları karşı karşıya geldiğinde, liberal ceza hukuku anlayışında insan hak ve hürriyetleri ikinci plana atılmaz. Siyasal suçlara karşı da ılımlı bir cezalandırma sistemi uygulanır.

Ceza hukukunda otoriterlik eğiliminde ise tek hedef sosyal savunmadır. İnsan hak ve hürriyetleri ile sosyal savunma zorunlulukları karşı karşıya geldiğinde, otoriter ceza hukuku anlayışında sosyal savunma üstün tutulur. Bu yönden, ağır ve etkin yaptırımlarıyla ceza hukuku, en önemli sosyal savunma araçlarından birini oluşturur. Ceza hukuku, sosyal hayatın her yönüne müdahale edebilir ve devletin ekonomik siyasetini sürdürebilmesi için ceza hukukunun güçlü etkileri ve yaptırımlarından yararlanılır. Cezalar ağır ve şiddetlidir. Siyasal suçlar ve suçlular, sosyal savunma bakımından en şiddetli bir tarzda cezalandırılması gereken suçlar ve suçlular sayılırlar.

Çağdaş Ceza Hukukunun Amaçları:

Çağdaş ceza hukukunun iki temel amacı olduğu söylenebilir:

1. amaç: Ceza hukukunun birinci amacı, ceza vermenin bir kişinin veya kişiler grubunun kişisel ve keyfi, olaylara göre değişen takdiri olmaktan çıkartılıp, objektif, genel, gayri şahsi ve soyut kurallara dayandırılmasıdır. Ancak ceza hukukunun objektif temellere dayandırılması gayreti, ceza hukukunda bazı sübjektif unsurların bulunmasını engellemez. Bu sübjektif unsurlar: cezalar için alt ve üst sınırların belirlenmesi ve hâkime bu sınırlar içinde ceza verme yetkisinin tanınması; seçimlik cezalar; tekerrür, tecil, takdiri hafifletici sebepler; adli af, hükmün ertelenmesi, yargılamanın ertelenmesi, kamu davası açılmasının ertelenmesi, emniyet tedbirleri gibi unsurlardır.

2. amaç: Ceza hukukunun ikinci amacı, uyguladığı tedbir ve yaptırımlarla sosyal barış ve sükunun devamlılığını sağlamak ve sosyal hayatı sürdürmektir. Bu da ceza hukukunda iki öğeyi gündeme getirir. Kefaret ve ibret. Kefaret, ceza yaptırımının sadece suçu işleyen kişi göz önüne alınarak uygulanması ve ona yaptığı kötülüğün bedelinin ödetilmesi anlamına gelir. Bu öğenin dayandığı felsefi temel, adalet doktrinidir. İbret ise, ceza yaptırımının uygulanmasıyla yalnızca suçu işleyen kimseye değil, fakat toplumun diğer mensuplarına da etki etmek ve cezanın gerek şiddetiyle gerek uygulama biçimiyle toplumdaki diğer kişileri de korkutmak ve onları da suç işlemekten caydırmak anlamına gelir. Bu öğenin dayandığı felsefi temel ise, sosyal yarar ve savunma doktrinidir.

Ceza hukukunun en temel sorularından biri de cezalarda şiddetin dozu sorunudur. Cezalarda şiddet doktrini, sosyal barış ve sükunun uzun süre sağlanması açısından olumlu değil, aksine olumsuz sonuçlar vermektedir. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi, şiddetli cezalar özellikle bunalımlı dönemlerde başlangıçta bir çeşit şok etkisi yapabilir, ancak gereksiz yere şiddetle cezalar zamanla suçlunun işlediği suçu ve kusurunu unutturur ve suçluyu mağdur duruma sokar. Bu, cezada gereksiz şiddetin psikolojik tepkisidir. Ayrıca, uygulamada, cezayı ağır bulan adalet mekanizması bu kadar ağır cezalar vermemek için çeşitli yollar bulurlar. Sonuçta, suçlar fiilen cezasız kalmış olur. Bu sistemde birkaç kişinin arada mahkum edilmesi tamamen kötü psikolojik etki yapar, çünkü genellik ve eşitlik ilkesi bozulmuş olur. Bir çok kişinin hiçbir ceza almadan serbest dolaştığı bilinirken sadece tek tük bir kaç kişinin cezalandırılması adaletsizlik etkisi yapar ve adaletin saygınlığını zedeler.

Çağdaş suç siyaseti:

Çağdaş ceza hukuku, suçla bozulan barış ve sükunun mümkün olduğu kadar devamlı şekilde sağlanması amacına, kefaret ve ibret ya da cezalarda şiddet yoluyla ulaşmaz. Çağdaş ceza hukukunda, suçla bozulan barış ve sükunun mümkün olduğu kadar devamlı şekilde sağlanması amacına iki temel ilkeyle ulaşılır:

(1) Ceza ve emniyet tedbirleri, tek başına, suçları önlemek ve sayısını azaltmak için yeterli değildir ve hatta çoğunlukla etkisizdir. Yapılması gereken, krimonolojik araştırmalarla, suçu yaratan faktörleri belirlemek ve bunlara yönelik önlemler almaktır. Devletin suçla savaş için izleyeceği tedbir ve araçları gösteren bir siyaseti olması gerekir. Buna, suç siyaseti adı verilir.

(2) Ceza, suça ve suçluya karşı toplumun ve devletin tepkisini göstermesi açısından yararlı ve gereklidir, ancak cezada sadece ızdırap verme fonksiyonunu görmek yanlıştır. Ceza, kefaret ödetici amacının yanında, yapıcı amaçlar da gütmeli ve suçlunun ileride tekrar suç işlemesini önlemelidir. Bu da, suç siyasetinin bir konusudur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir