Şimdi usul hukukuna ilişkin bir kavram var, mahkemeleri işlerken buna da değinmemiz lazım. Her yerde mahkeme yok veyahut da her yerde mahkeme olsa bile bir mahkeme ancak kendi yargı çevresinde hukuki faaliyette bulunabilir. Bir mahkeme yargı yetkisini ancak kendi yargı çevresinde kullanabilir yani “ her horoz kendi çöplüğünde öter”

Diyelim Ankara’da bir dava görüyoruz ancak davada dinleyeceğimiz tanık İstanbul’da oturuyor. Hakimin kalkıp İstanbul’a gidecek hali yok. İşte bunu ifade etmek için kullandığımız kavram istinabe. Uygulamadaki adıyla talimat.

İstinabe, bir mahkemenin kendi yargı çevresi dışında yapılması gereken usul işlemi için o yer mahkemesinden hukuki yardım istemesidir.

Dediğimiz gibi; Ankara’da davayı görüyoruz, tanık İstanbul’da. İstanbul mahkemesine istinabe talebi yazıyoruz: “tanığın ifadesini al, bize gönder.”

İstinabe hukuk muhakemeleri kanununda bir madde olarak, bir kurum olarak düzenlenmemiş. Kanunu açıp baktığınız zaman hiçbir yerde istinabe diye bir başlık göremezsiniz. Bir kurum olarak düzenlememiş ama kanunun değişik yerlerinde geçiyor tabi ki. Tanımlamada, yeminde… geçiyor. Değişik maddelere serpiştirilmiş. Uygulamada istinabeye talimat deniyor dedik ama ben bunu doğru bulmuyorum. Talimat kelimesi neden doğru değil? -Öğrenciler tartışıyor-  Bir hakim başka bir hakime nasıl talimat versin? Mahkemeler arasında astlık- üstlük ilişkisi de yok yani. O nedenle talimat kelimesi doğru değil. Kimse hakime talimat veremez şunu yap bunu yap diye. Biz istinabe diyelim, hukuki yardım diyelim doğrusunu bilelim.

Yani gerçekten de istinabe edilen adamın zaten işi başından aşkın ne kadar sağlıklı tanığı dinleyecek ne kadar sağlıklı usul işlemi yapacak o da ayrı mesele. Herkesin işi başından aşkın. O nedenle evet, zaman kaybını önlüyor ama istinabenin amacına ulaşması gerçekten o hakimin ne kadar insaflı davrandığına bağlı. Tanık dinlerken kendisi başka bir iş yapıyorsa ne kadar sağlıklı bir iş yapıp gönderebilir değil mi. Bu bakımdan doğrudan doğruyalık ilkesiyle pek bağdaşmıyor. Bu nedenle kanun koyucu birçok usul işlemi yapılırken ses ve görüntü nakli yoluyla duruşma icrasını getirdi. Yani evet o ses kaydıyla, görüntü kaydıyla olsa bile davaya bakan hakim görsün, değerlendirsin diye istinabe son başvurulacak yol olarak görüldü. Dolayısıyla ses ve görüntü nakli yoluyla tanığı dinleyebiliyorsak öyle deneyeceğiz. O mümkün değilse, en son çare olarak istinabe yoluna başvuracağız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir