Hukuk kaynağının bağlayıcı olup olmamasına göre asli kaynak- tali kaynak ayrımı yapılmaktadır.

  1. Vergi Hukukunun Asli Kaynakları:

  • Anayasa
  • Yasa
  • Yasaya Eş Değer Kaynaklar: KHK (istisnai- OHAL KHK), uluslararası anlaşmalar(örn: çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması, bilgi değişim anlaşmaları), örf ve adet hukuku kuralları (istisnai-açık atıf olmadığı sürece kaynak değil)
  • İBK, Tüzük, Yönetmelik

 

      2. Vergi Hukukunun Tali Kaynakları:

  • Mahkeme İçtihadı (yerel mahkeme içtihadı, İçtihadı Birleştirme Kararları dışındaki Danıştay Kararları) – sadece taraflarını bağlar.
  • Öğreti
  • Mukteza (Özelge): Gelir İdaresi Başkanlığı’na mükelleflerin mesela “şu kalemin vergisi ne kadardır?” gibi sorular sorma hakkı elde ettiği Vergi Usul Kanunu 414.maddesinden kaynaklanan bireysel işlemdir. İdarenin vermiş olduğu cevap bağlayıcı değildir. Kabul edip etmemek de serbestsinizdir ancak kabul etmediğinizde cezaya muhatap kalabiliyorsunuz, kabul ettiğiniz takdirde ise ceza ve faiz söz konusu olmuyor.
  • Sirküler: Adsız düzenleyici işlemdir. Genel ve soyut düzenleyici işlemdir ama bağlayıcı değildir. İdarenin karşılaştığı muktezaları tek tek cevaplamak yerine ilgili konuda genel, soyut, bağlayıcı olmayan düzenleyici işlem ihdas etmek amacıyla yaptığı bir düzenleyici işlem türüdür. Bağlayıcı olmamakla birlikte idare iç işlerinde bunu dikkate almaktadır. Mesela gayrimenkul satışlarında verginin oranı %1 mi %18 mi, satış ne zaman gerçekleşecek, vergi ne zaman doğacak sirkülerle düzenlenmiş durumdadır.

Anayasaya baktığımızda vergi hukukuyla doğrudan bağlantılı iki madde görmekteyiz. Birincisi Anayasanın vergi ödevini düzenleyen 73.maddesi; ikincisi de ek mali yükümlülükleri düzenleyen Anayasanın 167.maddesinin 2.fıkrasıdır. Doğrudan bağlantılı olmayan ama vergi hukukuyla ilişkilendirebileceğimiz birçok Anayasa hükmü de vardır. Mesela Temel Hak ve Hürriyetlere ilişkin hükümlerin tamamı bir şekilde vergi hukukuyla bağlantılıdır. Vergi hukuku ile ilgili düzenlemeler temel hak ve hürriyetlerin büyük kısmını mutlaka sınırlandırıyor gözükür. İdari yargıyla ilgili olan Anayasanın 125. Maddesi hükmü de vergi hukukuyla bağlantılıdır. Yani idari eylem ve işlem yasağı olsun, takdir yetkisi biçiminde karar verememek olsun, idari eylem ve işlemlerin yargı yoluna açık olması olsun bu ilkelerin tamamı vergi hukukunu ilgilendirmektedir. Eşitlik hükmü veya uluslararası anlaşmalara ilişkin 90.madde hükmü de keza örnek olarak verilebilir.

Anayasamızda yer alan vergi ödevi kavramını biraz açalım:

Vergi Ödevi

Anayasanın 73. Maddesi siyasi hak ve ödevler arasında yer almaktadır. Anayasada temel hak ve hürriyetlere ilişkin üçlü bir ayrım vardır. Kişi hak ve hürriyetleri negatif statü hakları içerisinde yer almaktadır. Yani devletin dokunmaması gereken haklardır. Yaşam hakkı gibi. İkinci grup sosyal ve ekonomik haklar pozitif statü hakları içerisinde yer almaktadır. Devletin olumlu davranışta bulunması gereken haklardır. Eğitim hakkı gibi. Üçüncüsü ise siyasi hak ve ödevler, katılma haklarıdır. Vatandaşlığa bağlı olan haklardır. Seçme seçilme hakkı, vatan hizmeti gibi. Vergi ödevi de siyasi hak ve ödevlerde yer almaktadır.

Neden vergi ödevi bu 3 grup içerisinde siyasi hak ve ödevlerde düzenlenmiştir? Bunun önemli sonuçları vardır.

  • Sosyal ve ekonomik haklarda yer alsaydı devletin bir şeyler yapması gerekecekti ve vergi ödevi hakkında olağan dönemde KHK çıkartılabilecekti. Kişi hak ve hürriyetlerine koysaydı bu sefer de devletin dokunmaması gereken bir alanda olacaktı. KHK yine çıkartılamayacaktı. Siyasi hak ve ödevlere alınmış ve vatandaşlıkla bir bağlantı kurmaya çalışılmıştır. Yine KHK dışında bırakılmıştır.
  • Oy hakkı ile bağlantısı vardır. Normalde 150-200 yıl öncesinde sınırlı temsil ilkesi vardı. Hep belirli unsurları taşıyanlar seçme ve seçilme hakkına sahip oluyordu. Belli bir yaşta olmak, erkek olmak, belli bir servetinizin olması, vatandaş olmak, vergi vermek oyla bağlantılı olmuştu. Fransız İhtilaline baktığımızda Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin 14. Maddesinde “vergi vermek bütün vatandaşların ödevidir” denmektedir. Vergi vermek vatandaşlara bahşedilen bir ödev olmuştu. Yani vatandaş olanlar oy verebiliyor, vatandaş olanlar vergi ödevini üstleniyordu. Bu anlamda da siyasi hak ve ödevlerle ilgili tarihsel olarak bağlantı kurularak, vergi ödevi siyasi hak ve ödevlere konulmuştur.

Ama öğretiye baktığımızda ki aslında bunu pratik de destekliyor, vergi ödevi “mülkiyet hakkı” ile bağlantılı olarak da ele alınabilirdi. Bugün vergi ödevini mülkiyet hakkına dokunmanın bir istisnası olarak düzenleyebilirdik.  Anayasa sistemimiz önce hak kalıbını ortaya koyuyor (herkes şu şu hakka sahiptir gibi), arkasından sınırlama nedenlerini koyuyor. Önce “herkes mülkiyetinden istediği şekilde faydalanma hakkına sahiptir” dedikten sonra onun bir sınırlandırma nedeni olarak “vergi ödevi ile bağlantılı olarak bu hakka yasama organının kanunla dokunulabileceği” belirtilebilirdi.  Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 No’lu Ek Protokolüne baktığımızda 1. Maddesi mülkiyet hakkını düzenler. Herkese o hakkı bahşettikten sonra vergi ödevini istisnalar içerisinde sayar. Bizim anlattığımız sistemi benimsemiştir. Zaten bireysel başvuru ile birlikte Anayasa mahkemesi sıklıkla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına bakar oldu. Kararlara baktığımızda bireysel başvurulara konu olan vergilendirme ödevi ile ilgili uyuşmazlıkları hep mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak ele alıyorlar. İleride bir anayasa değişikliği olursa siyasi hak ve ödevlerden çıkartmak söz konusu olabilir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir